Ana sayfa İş Dünyası Musa KARATAY

Musa KARATAY

346
0
PAYLAŞ

Yerli Yazılımın Gururu Şirketteki büyümeye liderlik etti. Karatay, bundan sonrada büyümede hız kesmek niyetinde değil. Türkiye’deki müşteri potansiyellerini artırmanın yanı sıra hedeflerinin dünya pazarı olduğunu söylüyor. Elbette başarıyı yakalamak, iş dünyasında gücü sağlamak o kadar kolay değil… İnovasyon ve AR-GE’ye büyük önem verdiklerini belirten Karatay, “Bu alanda ciddi yatırımlar yapıyoruz” diyor.

Musa Karatay Kimdir?
1967 Ankara Kesikköprü doğumlu olan Musa Kara- tay, ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Uludağ Üniversitesi’nde devam etti. Kısa bir devlet memurluğu sürecinden sonra ani bir kararla kendi işini kurma noktasında keskin bir viraj döndü. Bu virajın devamında da önce 2 arkadaşıyla birlikte kurduğu şirketi kısa bir süre sonra aile şirketine dönüştürerek Türkiye’nin en büyük yazılım firmalarından biri olan Tabim Bilgisayarın başına geçti. Karatay, 3 çocuk babası.

Bize kendinizden bahseder misiniz?
Çocukluğum Kesikköprü ve Hirfanlı Barajının etrafında geç- ti. Doğa ile iç içe büyüdüğümüz yıllardı o zamanlar. Her yer yemyeşil, suyun içinde büyüdük. Büyülü bir atmosferi vardır bizim köyümüzün. Liseye geçtiğim yıl Ankara’ya geldik ve bilgisayar teknik lisesine girdim. Biz Türkiye’de bilgisayar bölümünün ilk mezunlarıyızdır. Sonrasında Uludağ Üniversitesine girdim.

Peki ya iş hayatına girişiniz?
Bir yıl Enerji Bakanlığı’nda memuriyet hayatımının ardın- dan IBM’de çalıştım. O yıllar pek yeniydi bilgisayar kavramı Türkiye’de. İş hayatının dışında da ufak ufak yazılımlar geliştiriyorduk arkadaşlarla. Radikal bir kararla işten ayrılıp bilgisayar firması kurmaya karar verdim. Üç arkadaş bir araya gelerek 1991’de Tabim bilgisayarı açtık.

Tabim adı nereden geliyor?
Eşimle bir gün belediye otobüsündeyiz. Şirkete ne isim koya- lım diye düşünüyoruz. Önce kendi isimlerimizin baş harflerinden bir şeyler koymaya çalıştık. Sonra “Tabim” koymaya karar verdik. Ama şu an ne için Tabim’i koyduk inanın bilmiyorum. Hatta hayallerimizde doğacak ilk çocuğumuza Tabim adını vermek bile vardı.

Şirketi kurduğunuz yıl oldukça kritik bir döneme denk geliyor…
Evet, şirketimizin kuruluş tarihi 24 Ocak 1991. Birinci körfez savaşının başladığı gün. Üç arkadaştık ama sermayemiz sıfır liraydı. Kriz ortamında parasız işe başlayınca bir çok zorlukta beraberinde geldi. Kısa bir süre sonra arkadaşlarımla yollarımızı ayırdık ve Tabim’i aile şirketi haline dönüştürdüm.

Şirketiniz ne tür işler yapar?
İlk yıllarda hem donanım hem de yazılım işi yapardık. Zaman içerisinde yazılımlarımızı geliştirdik ve o alana doğru kaydık.

O yıllarda yazılım satabiliyor muydunuz?
İnsanlar bilgisayarın daha ne olduğunu tam olarak anlamış değildi. Sanıyorlardı ki bilgisayar aldığımız zaman her işimizi yapacak. Yazılımla ancak bilgisayarın bir işe yarayacağını anlatmamız oldukça uzun bir süreç oldu. Artık günümüze gelindiğinde yazılımın ne kadar önemli olduğunu herkesin anladığını düşünüyoruz. Yazılım ön plana çıktı öyle ki müşterilerimiz artık internetten her türlü araştırmayı yapıp, ihtiyaçlarını tespit edip ona göre bizim kapımızı çalar hale geldi.

Belli bir konuda yazılım yapmaya nasıl karar veriyorsunuz?
İlk yazılımlarımızı hastane ve doktorlara yönelik yapmıştık. Hemen hemen her işe uygun yazılım geliştirmeye özen gösterdik. Tabi bu yazılımları yaparken yazılım yaptığınız sektörü de çok iyi bilmeniz ve analiz etmeniz gerekiyor. Burada da aslında yazılımcıların bir kısmı bu analiz yaptıkları firmaların kazançlarını görünce yazılımı bırakıp o sektörlerde iş yapmaya başlıyorlar. Ama biz çizgimizi, vizyonumuzu çok net koymuştuk. Biz sadece yazılım yapacak ve bu sektörde büyüyerek yolumuza devam edecektik. Özellikle Türkiye’de tek düzen hesap planının uygulanmaya başlamasıyla birlikte muhasebe programlarımız ön plana çıkmaya başladı. Sonrasında sürücü kursları ve dershane otomasyonlarımız, esnaf ve sanatkarlara yönelik geliştirdiğimiz finans çözümü de içeren programlarımız, kooperatif ve site yönetimi programımız oldukça ses getirdi.

Özellikle son yıllarda devlet teşvikleri arttı, bunlardan yararlanıyor musunuz? Türkiye bu konuda gerçekten büyük aşama kaydetti. İşe ilk başladığımız yıllarda kredi almak için bankaya gittiğimizde “yazılım yapacağım, krediye ihtiyacım var” derdik ve direk hayır, kredi veremeyiz yanıtını alırdık. Yazılım yapan insana verilen krediye batık gözüyle bakardı bankalar. Teknopark kanununun çıkmasıyla birlikte Türkiye’de çok şeyler değişti. Artık teknoparkta olan firmalar vergi avantajlarından, sgk avantajlarından yararlanabiliyor. Yapılan AR-GE çalışmaları ile ilgili de çok ciddi teşvikler var. Biz de son yıllarda bunlardan faydalanmaya başladık.

Biraz açar mısınız?
Elbette, 6 yıl önce teknoparkta bir yer aldık ve AR-GE çalış- malarımızı tamamıyla oraya taşıdık. Bunun yanı sıra Ankara Kızılay’da bulunan merkezimizin yanı sıra İstanbul ve İzmir’de de şubelerimiz var. Geçen yıl Kalkınma Ajansı’yla beraber bir proje gerçekleştirdik ve halen devam ediyor. Tübitak’a verdiğimiz ve sonucunu beklediğimiz projelerimizde var.

Bu destekler sektör için yeterli mi?
Biz teknoparkta yer alana kadar devlet teşviklerine hiç sıcak bakmamıştık. Ama günümüze gelindiğinde bunun ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Aldığımız destekleri AR-GE’mizde kullanmamız firmamızı daha da büyütmemize neden oluyor. Yalnız şöyle bir sorun var. Mesela Kalkınma Ajansı’ndan aldığımız destek %50-%50 oranında. Bir fikri olupta işletme sermayesi olmayanların kullanamaması anlamına geliyor o zaman bu teşvikler.

Bir çok ödülleriniz olduğunu görüyorum…
10 yıldır Interpromedya’nın bilişim ilk 500 araştırmasında sürekli olarak listenin içerisinde yer almaktayız. Yine son iki yıldır Deloitte’nin Türkiye’de belirlemiş olduğu en hızlı büyüyen 50 firma içerisinde yer almaktayız. Avrupa’da geçen yıl 255. Sıradaydık. Arap dünyasında ise 13. Sıradayız. TOBB’un Türkiye’de tüm firmalar içerisinde yapmış olduğu bir araştırmada ilk 25 içerisine girdik. Geçen yıl Interpromedya’nın yaptığı araştırmada Türkiye’de en hızlı büyüyen 4. Firma olduk. Bunlar bizim adımıza sevindirici ödüller.

Bilişim sektörü çok hızlı gelişiyor, gelişimlere ayak uydurabiliyor musunuz?
Dos işletim sistemiyle yaptığımız yazılımlar zamanla çok farklılaştı. Son yıllarda internetten dolayı çok yaygın bir kullanım var. Bunun sonucunda da talepler değişmeye başladı. Yazılım geliştirme tarafımızda gerek mobil uygulamalar tarafında gerek veri ambarı tarafında çok ciddi çalışmalar içerisindeyiz. Oraqle, Sql çözümlerimizin yanı sıra açık kaynak kodla da çözümler sunabilmekteyiz. Yazılımlarımızı webe ve Buluta taşıyoruz. Mobil uygulamalarımız var. Ne kadarlık bir kitleye hitap ediyorsunuz? Yaklaşık 40 bine yakın müşterimiz var. Günde 1000 çağrıya cevap veren bir müşteri hizmetleri servisimiz var. Gün bitiminde bütün çağrıların cevaplanmasına özen gösteriyoruz.

Internetin size sağladığı faydalar neler?
Internet sayesinde artık müşterilerimiz daha bilinçli hareket ediyor. Ne istediklerinden emin bir şekilde bize geliyor. Hem mevcut müşterilerimize hem de potansiyel müşterilerimize internetten ulaşmak daha kolay bir hal aldı. Yeni bir ürünü çıkardığımızda lansmanını internetten yaptığımızda geri dönüşlerin daha kısa sürede olduğunu gördük.
Şirketimizde sosyal medyayı kullanmayanı cezalandırıyoruz…
Sosyal medyanın yaygınlaşması hayatımızda bir çok artıyı da beraberinde getirdi. Bundan 3-4 yıl önce facebook’ta veya internette vakit geçiren personelimizi cezalandırırken bugün kullanmayanı cezalandırır hale geldik. Birçok servisi artık sosyal medya üzerinden vermeye başladık. Bunun da çok pozitif sonuçlarını görüyoruz. İşimizle birlikte sosyal medyayı bütünleştirdik.

Yeni projeleriniz var mı?
Uluslar arası arenaya taşımayı planladığımız rekabet proje- miz var. Burada rekabet eden firmaların ürünleri, hizmetleri karşılaştırılarak, puanlanacak, tamamen şeffaf bir portal oluşturulacak.

Yazılım sektöründe insan sirkülasyonu oldukça fazladır, bunu neye bağlıyorsunuz?
Artık internet sayesinde Türkiye, Hindistan, Almanya’dan aynı anda web üzerinden yazılım geliştirebiliyor ve sonuca ulaşabiliyorsunuz. Saat farklılıkları yazılımda çalışan insanları da bu anlamda zorluyor. Kod yazan kişiler genelde işlerini özgürce, canlarının istediği vakitte yazmak istiyor. Bu da belli mesai saatleri arasında insan çalıştırmada zorluyor size. Bir de yazılım yapan elemanın bunu ben yazıyorum tek başıma yazar satarım anlayışı var. Bunun sonucunda da emekler vererek yapılan işler bir bakıyorsunuz ki başkalarının eline geçmiş.

Halka açılma planlarınızdan bahseder misiniz?
Biz limited şirket olarak kurulduk, şu anki durumumuz ise anonim şirket. Şirketimizi ilk açtığımız günden beri vizyonumuzu bir gün halka açılmak olarak belirlemiştim. Yıllar içerisinde de sanki hemen halka açılacakmışız gibi şirketi kurguladım ve ona uygun olarak yapılandırdım. Yeni yılın başlamasıyla birlikte halka açılma çalışmalarımıza büyük bir hız vereceğiz.

Şirket yönetim şekliniz nasıldır?
Şirketimizde konumu ne olursa olsun her personelimizin fikri bizim için çok önemlidir. Her söylenen sözü dinlemeye ve değer vermeye özen gösteririm. Şirketimizin her bölümü kendi arasından seçtiği bir temsilciyle sanal bir yönetim kurulu oluşturur ve burada beyin fırtınaları yaparız.
Şirketimizde önemsediğimiz bir konuda kadın çalışanlarımız…
Türkiye’de maalesef hamile kadınlar işten bir gerekçe ile çıkarılmakta. Oysa biz hem doğum öncesi hem de doğum sonrası onları destekliyoruz. Temennimiz Ankara’da özellikle belediyelerin daha çok kreş açarak kadınlarımızın hayatlarını kolaylaştırması. Kadınlarla ilgili bir başka projemizde ev kadınlarımızın bilgisayar başından gelir sağlayabilecekleri iş yapmaları. Örneğin site yönetimi, ya da çağrı merkezi çalışanı olması gibi. Bunu da en kısa zamanda uygulamaya koyacağız.

Spora ilginiz var mı?
Gençliğimde tekvando yaptım. 4. Den seviyesine eriştim. Türkiye’de bir çok derecelerim var. Bir müddette antrenörlüğünü yaptım. Halen tekvando karşılaşmalarını ilgiyle seyrederim. Yüzmeyi çok seviyorum. Fazla kilolarım dolayısıyla da her gün yarım saat yürümeye çalışıyorum.

Kitap okur musunuz?
Vakit buldukça okurum. Benim için sektörümle ilgili yayınlar çok önemlidir. Bunların sıkı takipçisiydim. Şu an “Düşünce gücü ile tedavi” isimli bir kitap okuyorum. Seyahat? Araba ile yalnız seyahat etmeyi çok severim. Seyahatlerim esnasında düşünmeyi ve yeni fikirler bulmaya çalışırım. Bu seyahatlerimden birçok yeni fikirle dönerim. Hatta bu yüzden bana “fikir babası” derler.

Ankara’lı biri olarak bize Ankara için ne söyleyebilirsiniz?
Ankara’da aradığını bulamayan biriyim. Çocukluğumun geçtiği yerler yeşil ve mavinin buluştuğu yerlerdi. Şöyle bir hayalim var onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Gölbaşı, Eymir, Bayındır ve Çubuk barajlarını birbirine bağlayacak çok ciddi bir su kanalı oluşturulabilir. Sonra burada teknelerle seyahat edilebilir. Su temizlenip, plaj haline dönüştürülebilir. Buralarda yüzülebilir. Hatta İstanbul’dan veya başka bir yerden kalkacak deniz uçağı ile Gölbaşı’na inilip oradan teknelerle şehir merkezine gelinebilir. Gerçekleştirilmeyecek bir proje gibi gözükmüyor bana. Umarım mesajımı belediye başkanlarımız alır.

Gazetemiz Sabah Ankara’yı nasıl buluyorsunuz?
Bilişimin içinde olduğum için gazeteyi internette okuyorum. Gün içinde basılı yayınlar eskiyebiliyor, yeni yeni haberler çıkabiliyor. O yüzden internetten okumak daha avantajlı. Fakat çocukluğumuzdan gelen, ailemizin bize vermiş olduğu bir gazete okuma anlayışı var. Gazeteyi eline alacaksın, o kağıt kokusunu ve hışırtısını duyacaksın. İnternet ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da bu zevki vermiyor maalesef. Bu benim için bir tutku. Bugün gazeteyi yeni bir boyutta gördüm. İnanılmaz bir keyif aldım. Gazeteyi elimizde tutmak daha kolaylaştı. Sizin Sabah Ankara’da yazıyor olmanızda benim için ayrı bir sevinç oldu. Zevkle takip ettiğim Engin Ardıç, Atilla Dorsay yazılarının yanına sizin yazılarınızın da eklenmesi çok güzel. Çocukluğumuzdan beri evimize giren Sabah gazetesinin çok beğendiğim bir yönünü de sizlerle paylaşmak isterim. Günaydın’ı da ek olarak vermesi. Günaydın ismini yok etmedi, markaya sahip çıktı. Böyle bir misyonu üstlenmek herkesin harcı değildir.

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here