Ana sayfa Sağlık Prof. Dr. Aydan ASYALI BİRİ İle Birlikte Sezaryenda Dünya Liderliğine Doğru!!! Sezaryen...

Prof. Dr. Aydan ASYALI BİRİ İle Birlikte Sezaryenda Dünya Liderliğine Doğru!!! Sezaryen Doğum Kadın ve Bebek Sağlığını Tehdit Ediyor! Konusunu Ele Aldık

373
0
PAYLAŞ

“Ebelik sisteminin devre dışı bırakılması sezaryene yönelimi artırdı”
Prof. Dr. Biri: “Benim gözümde iki şey çok hızlı bir şekilde değişti; birincisi doktorun ve hastanın davranışı, ikincisi ebelik sisteminin devre dışı bırakılması.” Sezaryen ile doğan çocuklarda erken dönemde astım, enfeksiyonlar ve barsak problemlerinin; uzun dönemde ise immün sistem problemlerinin daha çok görüldüğü belirtiliyor. Özel Koru Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden Prof. Dr. Aydan Asyalı Biri, sezaryenle doğum kapsamında son dönemlerde yaşanan gelişmeleri, sezaryen doğumun gerekliliği ve doğumun normal seyri ile ilgili önemli detayları Medimagazin’e anlattı. Sağlık Bakanlığı sezaryenin azaltılması ile ilgili düzenlemeler yapıyor. Sizce, böyle bir uygulamaya neden gerek duyuldu? Ülkemizde sezaryen doğum oranları olması gerekenin üzerinde ya da doğumun genel seyrine baktığımızda, vajinal yolla gerçekleşebilecek çok sayıda doğumun sezaryene yönlendirildiğini görüyoruz. Bu durumda, olaya bir halk sağlığı sorunu olarak bakmak lazım. Sonuçta sezaryen cerrahi bir müdahaledir. Günümüzde kapalı cerrahiye yönelindiğini düşünürseniz, siz toplumdaki doğurgan kadınların çoğuna açık cerrahi yapmış oluyorsunuz. Cerrahinin yaratacağı riskler hem erken hem de uzun dönemde önemli. Siz uterusa, yani kadının üreme organına bir müdahalede bulunuyorsunuz ve daha sonraki üreme sağlığı ve planı açısından riskler oluşturuyorsunuz.

Sezaryen ile doğumun anne açısından riskleri nelerdir?
Anne açısından bakıldığında sezaryen doğumlarda özellikle enfeksiyon riski artmaktadır. Bu enfeksiyonlar ameliyat bölgesini, üreme organlarını, diğer sistemleri ilgilendirebilir (rahim iç yüzeyi enfeksiyonu, kesi yeri enfeksiyonu, :pnomoni:akciger enfesiyonu vb). Yine sezaryen doğumlarda kan tranfüzyonu gerektiren kanama, tromboembolik hastalık riskinin artar. Bunların dışında cerrahi sırasında iç organ ( barsaklar, idrar torbası) ve damarsal yaralanmalar olasılık dahilindedir. Hastanede kalış süresinin ve çeşitli sorunlar nedeniyle yeniden hastaneye yatırılarak tedavi edilme gerekliliği de sezaryen doğum sonrasında daha sık olmaktadır. Sorun sadece mevcut gebeliğin sezaryanla olması ve ona bağlı sorunlarla bitmemekte, kadının sonraki yaşantısında önceki sezaryena bağlı sorunlar çıkabilmektedir. Yeniden gebelik nedeniyle ikinci sezaryen doğumun yada diğer jinekolojik hastalıklar nedeniyle yapılacak operasyonların riski, önceki sezaryen sonrası olası karın içi yapışıklar ve organların yer değişimine bağlı olarak artmaktadır. Yine sezaryen doğumdan sonra rahim iç yüzeyindeki hasara bağlı plasentanın yapışma kusurları (plasentanın rahim ağzına yakın ve rahim duvarına sıkı yapışması gibi) artmaktadır. Bu durum sıkıntılı bir gebelik sürecini ve riskli bir sezaryen ameliyatını beraberinde getirmektedir. Plasentanın rahim ağzına yakın veya tamamen kapatacak şekilde yerleşmesi gebeliğin her hangi haftasında şiddetli kanamaya neden olabilir. Anne yaşamını tehdit edecek orandaki bir kanama nedeniyle gebelik erken doğumla sonuçlanabilir. Dolasıyla bu tür bir plasental yerleşim anne ve bebek sağlığını tehdit eden bir durum yaratır. Daha nadir olarak rastlansa da plasentanın rahim duvarına aşırı yapıştığı durumlarda ise rahimin alınması gerekebilir. Bu durumların tümü kadının üreme sağlığını tehlikeye atar. Sezaryen doğumun bir cerrahi olduğu ve anestezi ge- rektirdiği düşünülecek olursa, uygulanacak anesteziye bağlı olarak da, operasyon sırası ve sonrasında çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Tüm bunlar dikkate alındığında sezaryen doğumun çeşitli ek riskleri beraberinde getirdiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla bir kadına bunu sunmayı gerektiren bir ne- den yoksa sezaryen ile doğum yaptırmak görüldüğü gibi kadının lehine bir durum değildir. Ancak, tıbbi zorunluluk durumunda ve hekimin başka alternatifi yoksa tabii ki iyi bir şeydir.

Sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklarda erken ve geç dönemde bazı olumsuzlukların olabileceği söyleniyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Sezaryen doğum ile dünyaya gelen bebeklerin, yenidoğan döneminde daha çok sorun yaşadığı ve solunum sıkıntısı başta olmak üzere daha çok yoğun bakım gerektirdiği zaten bilinmektedir. Ama son yıllarda erken ve geç çocukluk ve hatta erişkin sağlığı ile ilgili olabileceğini gösteren araştırmaların sayısı aratmaya başladı. Dolaysıyla doğum şekli sadece anne sağlığı açısından değil bebeklik, çocukluk ve erişkin sağlığı ile ilişkili olarak ele alındığında tüm toplumun sağlığını ile etkileyecek kadar önemli hale geliyor. Sezaryen ile doğan çocuklarda erken dönemde astım, enfeksiyonlar ve barsak problemlerinin; uzun dönemde ise immün sistem problemlerinin daha çok görüldüğü belirtiliyor. Tüm bu verilerle hem anne hem de bebek için erken ve geç dönemlerde risklerine baktığımızda gelecekte daha problemli bir populasyon ile karşı karşıya kalacakmışız gibi görünüyor. Bir bireyin dünyaya gelişi olan doğumun toplumun temeli olduğu, gelecek nesillerin sağlıklı olmasının sadece bir anneyi, aileyi değil tüm toplumu ilgilendirdiği biliciyle davranmak gerektiğide açıktır.

Dünya ile kıyaslandığında Türkiye’deki sezaryen oranının fazla olmasının nedeni sizce nedir?
Ülkemizde sezaryen doğumun artış nedenlerinin oldukça geniş kapsamlı olarak irdelenebilir ve bir araştırma konusu dahilinde incelenebilir. Ancak gözlemlerime dayanarak oranları artıran birkaç temel noktanın önemli olduğunu düşünüyorum. Belli başlıca nedenler arasında kadının tutumu, doktorun tutumu ve sağlık kuruluşların doğuma bakışı ve alt yapısı sayılabilir. Bunlardan birisi kadınların davranışındaki değişimdir. Yaklaşık 30 yıldır gebe takibi ve doğumla ilgilenen bir hekim olarak söyleyebilirim ki kadınların gebeliğe ve doğuma bakışı değişmiştir. Bir çok açıdan beklentileri yükselmiş, özelikle teknoloji ve iletişim araçlarının hayatlarına girmesiyle talepleri değişmiş, çeşitlenmiştir. Bunların doğru kullanımının olumlu sonuçları olmakla birlikte abartılı bir gebelik ve doğum sürecini de birlikte getirmiştir. Günümüzde ulaşılan ve sağlıkta kullanılan teknolojinin gebeliğin ve doğumun doğal sürecini değiştireceğini zannetmektedirler. Gebelik izleminde ve doğuma yapılan yardımda önemli katkılar sağlanmış olsada hala kadın gebeliğin doğal sürecini yaşamak zorundadır, bu süreç her zaman kolay olmayabilir ve çoğu kez normal kabul edilen değişiklikler bile gebeyi zorlayabilir. Yine doğum süresi boyunca da hastanın konforunu artırmak ve ağrıyı azaltmak için yapılan desteklere rağmen doğumun tüm evrelerinin anne bizzat yaşamak zorundadır. Sonuçta anne olmak olağanüstü bir ödüldür ve her ödülün zahmetli bir süreci vardır. Ama günümüzde kadın bebek sahibi olmak için daha kolay bir yol istemektedir. Normal doğumun gerçekleşmesi için gereken kasılmalarla beraber gelen ağrılardan, süresinin uzun oluşundan, tamamen kestirilemeyen gidişinden korkmakta ve onun yerine zamanı belli bir doğumu tercih etmektedir.

Çalışan kadınların ise ayrı hesapları vardır. Tatilini, iznini, işlerini, profesyonel ha- yatını aksatmadan anne olmak için plan yapmaktadır. Sadece anne adayı değil babanın da işleri, planları ve hatta yakın akrabaları da olaya dahil olmakta, sonuçta tüm aile bireylerinin ortak hayallerine uygun doğum zamanı planlanması gerekmedir. Haliyle vajinal yolla doğumda ne zaman doğacağına bebek karar verecek ve tüm bu planlar karışacaktır. O yüzden tüm bu kalabalığın beklentilerini sağlamak için bebek hesaplı bir günde neredeyse habersiz olarak doğurtulacaktır.. Vajinal doğumu terk edilmiş bir doğum şekli gibi görmek ve sezaryen doğumun teknolojini ürünü zannetmek, vajinal doğumun bebeğe ve kendisine zarar vereceği gibi doğru olmayan bilgiler, estetik kaygılar ve çok sayıda, özelde daha da çeşitlenen diger gerekçeler ile sezaryen doğum tercihi daha da artmaktadır. Gebelik boyunca bebeği için aşırı koruyucu olma doğumda da hem bebeği hemde kendi için en iyiyi arama gayreti doğaldır. Fakat kaynağın çoğu kez internet, komşu yada arkadaşının söyledikleri türünden bazı çarpıtılmış bilgiler, binlerce sağlıklı ve sorunsuz doğuma rağmen, normal doğumla ilgili şehir efsanesi türünde anlatılan korku dolu hikayeler kadını gebeliği boyunca germekte ve normal doğum tercihinden uzaklaştırmaktadır. Var olduğu günden beri vajinal yoldan doğum yapan kadın, yakın tarihe kadar bunu doğal olarak kabul etmiştir. Günümüzde görünüşte normal doğumu isteyen fakat süreçteki hiçbir belirsizliği göze alamayan anne adaylarına önerim, mucizevi bir olay gebeliği ve olağanüstü bir süreç olan doğumu tüm doğallığı ve güzelliği ile yaşamayı istemeleridir. Bir tıbbi neden olmadığında sezaryen düşünülmemeleridir. Artan oranların diğer önemli cephesi doktordur. Yine bir gözlem olarak söyleyebilirimki, doktorlarında sezaryen doğumu tercih etme oranlarının artmıştır. Burada da çok sayıda neden sıralamak mümkündür. Öncelikli neden dolaylı olarak gebe kadının ve ailelerin doktorlar üzerinde yarattığı baskıdır. Doğumu bizzat hekimin eliyle yapılmasını bekleyen kadın sayısı artmıştır. Hala yasal olarak ebeler doğum yaptırma yetkisine sahip olsalar da çok sayıda hasta bu hizmeti doktorların verdiği kurumları yada bu hizmeti veren doktorları tercih etmektedir. Doğum doktordan istendiği anda zaman önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğu kez oldukça yoğun bir tempoda çalışan doktor, zamanı kestirilemeyen doğum eylemini izlemekte ve doğuma katılmakta zorlanmaktadır. Yürütmesi gereken işlerinin arasında doğumun planlanması gebeler-aileler kadar, hatta daha da fazla olarak doktor için de önem kazanmaktadır. Diğer önemli neden gebeliğin ve doğumun doğasının aksine kolayca, zahmetsiz ve mutlaka sağlıklı bir bebek beklentisi hekimi zorlamaktadır. Her gebeliğin sağlıklı olması veya sürmesi mümkün olmadığı halde, tüm süreçten doktor sorumlu tutulmaktadır. Teknolojinin tıbba girişi özellikle bebekle ilgili detayların anne karnında erken dönemlerde, bir çok yönü ile öğ- renilmesine imkan sağlasa da hala bir bebeğin sağlıklı olduğu ve her hangi bir doğum şekliyle mutlak sağlıklı doğurtulacağı garanti edilemez. Hem teknolojinin hemde bunu kullanan sağlık sunucularının sınırları vardır. Çok sayıda sorun anne karnında tanı alamayabilir ve bu sorunlara dayalı bebek anne karnında, doğumda, sonrasında kaybedilebilir, hastalıklı yaşamak zorunda kalabilir. Gerçek böyleyken bebek bekleyen aileler kendilerine göre seçtikleri bir hekim yada kurumdan aldıkları izlem ve takibin sonucunda adeta çektikleri zahmete ve bazen de özel bir sistemde izleniyorsa ödedikleri bedelin karşılığında mutlak sağlıklı bir bebek istemektedir. Gittikleri hekimin yada kurumun bunu garanti edeceğini düşünmekteler. Gelinen günlerde aksi kabul edilmez durumdadır ve doğumla ilgili olabilecek her türlü aksaklıktan, doğacak bebeğin sakatlığından yada hastalığından hekim sorumlu tutulmaktadır. Gebeliğin ve doğumun doğal sürecinden, doğrudan sorumlu tutulan hekim maddi ve manevi hesap vermek zorunda bırakılmaktadır. Medikolegal baskılardan maddi ve manevi zarar gören hekim, zaten son derece zor olan mesleğini bu koşullar altında yapamazken, normal doğum sonrası çoğu kezde doğumdan kaynaklı olmayan sorunlu bir bebeğin hesabını vermemek için sezaryen doğuma yönelmektedir. Üçüncü ana konu ise sağlık kuruluşlarının fiziki koşulları ve doğuma bakışıdır. Sağlık kuruluşlarında doğum için ayrılan alanlarda doğumun bir kadın, bir aile ve tolum için en önemli süreç olduğu benimsenmemiş ve kadın yeterince saygı, destek görmemiştir. Kadının mahremiyetinin gözetilmediği, doğum eylemi boyunca bir çok kadının bir arada izlendiği sancı odaları, birbirlerini görerek doğum yaptıkları doğum salonları, doğum eylemini ve doğumu destekleyici tutumları yerine yatağa bağlı kısıtlayıcı tutumlar, ağrı yönetiminin yeterince yapılmaması gibi bir çok uygulama kadınları doğumdan uzaklaştırmış ve kendileri için kolay bir yol olarak sezaryen tercihini artırmıştır. Sadece ebe eli doğum değil doğumda daha sabırlı bir tutum izleyen ve anneyi destekleyen ebe desteğinin azalması da bu oranların artmasına katkı sağlamıştır. Doğuma katılan ebe sayısı düştükce ve sezaryen oranları arttıkça ebelik eğitimde sekteye uğramıştır. Gerek doktor gerek ebe açısından bakıldığında nihayetinde bu kadar artan sezaryen hem ebelik hemde doktor eğitiminde ciddi zafiyet doğurmuş ve doğum ekibinin parçası olan sağlık personelinin yetişmesi zorlaşmıştır. Artan sezaryen oranlarının diğer bir nedeni de hekimi koruyamayan sağlık kurumları ve otoritelerdir. Hekimin normal doğumda sabırlı ve ısrarlı olmasını gerektiren koşullar yoktur. TCK değişikleri hekimin ağır çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmıştır. Öngörülemeyen sorunların hekime fatura edilmesinin önüne geçen önlemler alınmadıkça, hakları savunulmadıkça, hekimin normal doğum için hevesli olması beklenemez.

Sezaryen oranının artması hekimler açısından başka sıkıntılara sebep oluyor mu? Sezaryen doğum endikasyonları ve oranları arttıkça hekimlerin normal doğum sürecini yönetme becerilerinin azalması gibi bir durum ile de karşı karşıyayız. Doğumu yönetimi ve müdahale becerimiz etkilenebilir. Mesleğimin ilk yıllarında ikiz doğumlar, makat doğumlar, müdahaleli doğumlar sıkça yapılırdı. Yıllacada yaptık şimdilerde pek yapmıyoruz. İntrapartum bakım yani doğum eyleminin iyi yönetilmesi bebek, anne sağlığı ve konforu açısından önemlidir. Buradaki becerimiz ne kadar iyi olursa sezaryen oranlarımız o kadar azalır. Bunun dışında tabiki bir cerrahi doğumdur sezaryen buna bağlı daha çok anne ilgili komlikasyonla karşı karşıya kalabilir hekim. Bunların tıbbı ve huhuki süresi ile uğraşabilir.

Hastane koşulları sezaryene yönelmede etkili midir?
Yukarıda bahsettiğimin doğum ortamı koşulları, hastanenin doğuma bakışı sezaryen oranlarını doğrudan etkiler. Özel hastanelerin 24 saat boyunca ebe, hemşire, pediatri ve anestezi uzmanı istihdam etmesi ve 24 saat boyunca kaliteli hizmet vermesinin sağlanmasında zorluklar var. Hekim bulsanız bile istihdam için kadro sorununuz var kolay değil. Dolaysıyla herkesin tam kadro bulunduğu risklerin ve hizmetin en iyi sunulduğu gündüz koşulları tercih ediliyor. Zaten anne konformist doktor konformist hastane koşullarıda buna uygun olunca topluca doğum yolu sezaryen olarak seçilmiş oluyor. Niekim özel hastanelerde sezaryen oranları % 90 yakın sanıyorum ülkemizde. Devlet hastanelerinde 24 saat hasta hizmeti sunmak için daha uygun istihdam olanakları var. Zaten devlet hastanelerindeki sezaryen oranı daha düşük ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre yüksek olsada özel hastane rakamlarından daha düşük. DSÖ verilerine göre sezaryen doğum oranı yüzde 15’ler civarında. Yani 100 gebeliğin 15’inin bir nedenle sezaryene gidebileceği, ancak diğerlerinde normal yolla doğumun gerçekleşebileceği belirtiliyor. Bizdeki ortalama oran ise yüzde 52-53’lerde ve 60’lara doğru gidiyor. Yani neredeyse her iki kadından biri.

Bir hekim olarak normal doğum sayısının artırılması için ne önerirsiniz?
Aslında her şeyin başı eğitim. Doğumun asıl sahibi kim? Bir gebeliği göze alan ve bebeği doğuran kadın mı? Bizzat bebeğin kendisi mi? Aile mi toplum mu kim? Sağlık personeli mi? Belki de hepsi. Dolaysıyla sağlıklı bir bebek için herkese görev düşer ve vajinal doğumun anne ve bebek için en iyi olduğu bugünkü bilgilerle bellidir. Bunun doğru anlatılması kadın talebini düzeltecektir. Kadının sezaryene kaymasındaki ana sebep, ağrı ve bebeği vajinadan çıkaramama korkusu olarak gösteriliyor. Doğum korkusunu yönetirsek, hasta doğuma güvenle iyi bir şekilde hazırlanabilirse, bunun kendisi ve bebeği için olağanüstü bir süreç olduğunu anlatabilirseniz çok da iyi karşılıyor. Doktorlar, diğer sağlık personeli ve sağlık kurumlarının sorunlarına da eğilmek gerekir. Tüm yukarıda söz ettiğimiz konuların gözden geçirileceği bir süreç doğuma katılan herkes açısından önemli bir değişim sağlayacaktır. Gebelerin ve ailelerin bilinçli talepleri, onlara hizmet eden sağlık persolenin moralini ve başarısını artıracaktır. Eminim kendisini anlaşılmış, güvende hisseden kadın ve çalıştığı kurum tarafından uygun koşulları sağlanan hekim mesleğini kaygı içinde olmadan ve zevkle yapacaktır. Gebelerin ve doğum hekimlerinin daha iyi koşullarda olmaya hakkı vardır. Bunu sağlamak kimin görevi ise yapılmalıdır…. Sezaryen böylece kadın sağlığı tehdit etmez noktaya gerileyebilir….

Siz hastayı doğuma hazırlarken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Söylediğim gibi eğitim işin başı. Anne adayını ve ailesini gebeliğin başından itibaren eğitiyoruz. Zaten ekibimiz vajinal doğum içim oldukça donanımlı, 24 saat her türlü hizmeti iyi kalitede sunmaya çalışıyoruz. Anne adayına eğitimin yanısıra, güven veren, desteleyici bir yaklaşım onu çok rahatlatıyor. Sezaryen tercihi ile gelen çok sayıda anne adayı uygun eğitim ve destekle vajinal doğuma yöneliyor ve sonuçta çok memnun oluyor. Bu eğitim için gebe okulu, doğuma hazırlık sınıfı ve nine dede okulu gibi okullar kurduk. Anne adayının fiziksel permonsını artırmak için gebelik pilates ve yoğası için ebe bir eğiticimiz var. Kafası çok karışık sezaryen eğiliminde olan bir çok anne adayı bu eğitimlerden ciddi fayda görüyor. Bunun yanı sıra doğum eylemi süresincede gibi ağrıyı giderecek basit, ilaçsız yöntemler (hidroterapi, aromaterapi, masajlar, tens vs) uyguluyoruz. Bu yöntemlerin yeterli olmaması durumunda ilaçlı yöntemlerden yararlanıyor, olmazsa epidural anestezi yapıyoruz. Bütün bunlar hastanın konforunu artırdıkça doğuma uyum artıyor ve vajinal doğum oranlarımızda oldukça yüksek kişisel oranım % 85 lerde kurumsal oranımız % 65 lerde ve giderek artıyor. Aslında eylemden sezaryene gitme oranımız yüzde 10-12’lerde, dünyada tahmin edilen oranlarla benzerlik gösteriyor. Özetle doğru endikasyonlarla sezaryen yapıyoruz.

Bir doğum kongresi yapacağınızı biliyoruz ne tür bir katkı bekliyorsunuz? Ülkemizde artan sezaryen tercihinin nedenlerini ortaya koymak ve sorunun çözümü için kısa ve uzun vadede alınacak tedbirlerin belirlenmesi önemlidir. Bu amaçla Sağlık Bakanlığı, meslek örgütleri, sağlık kuruluşları bir süredir çaba sarf etmekte ve çeşitli çözüm önerileri getirmektedir. Tüm bu çabalara rağmen sezaryen oranlarının artmaya devam etmesi ise sağlıklı bir çözüm üretilemediğini göstermektedir. Başta sağlık bakanlığı olmak üzere doğumla uğraşan tüm meslek örgütlerinin ve sağlık kuruluşlarının aktif çabası ile ülke genelinde uygulanacak çözüm önerileri geliştirilmesi ve uygulamaya geçilmesi elbette ki bir yol almamızı sağlayacaktır. Ama belli adımlar atılıncaya kadar biz hekimlere ve sağlık kuruluşlarına da görev düştüğü kanaatindeyim. Tüm saydığımız bu gerekçeler ve tespitlerden hareketle Koru Hastaneleri ve Yüksek İhtisas Üniversitesi olarak 2-4 Aralık 2016 tarihleri arasında, Ankara’da, “Doğum, Gebelik ve Lohusalık Kongresi’ başlığı altında bir kongre düzenleyerek ‘doğuma’ dikkat çekmeyi planlandık. Kongrenin ana konusu doğum olacak. Bu kongre boyunca şimdiye kadar dile getirmediğimiz veya çok az üzerinde durduğumuz konuları ele alarak doğuma katılan tüm sağlık ekibini bir araya getiriyoruz. Kongre boyunca gebelik, doğuma hazırlık, doğum,sezaryen ve doğum sonrası çok sayıda konu derinlemesine ele alınacak, gerek ülkemizden katılan gerekse ülkemize ilk kez gelen konusunda önde gelen bilim insanlarının tecrübelerini bizlerle paylaşması katılımcıların bilgi derinliğini artıracaktır. Bu kongreye “Sık Duyduğumuz Sezaryen Nedenleri” başlıklı enteresan bir panel ekledik. Bebeğin kafası büyük, aşağı inmedi, suyu az veya suyu çok, gibi her türlü nedeni sezaryene bahane olarak göstermemek gerekli. Bunun yanı sıra elektif doğum hiç konuşulmuyor. Anne illa zamanlamalı bir doğum istiyorsa planlı vajinal doğum da tercih edilebilir. Bu kongrede bunlara da değineceğiz.

Son söz olarak ne söylemek istersiniz ?
Doğum hekimi olarak çok önemli bir işi üstleniyoruz ve gelecek bireylerin dünyaya getirilme sorumluluğunu alıyoruz. Bedensel bütünlüğü korunan ve hızlıca toparlanan anne ve hazır olduğunda dünyaya gelen ve annesini emen bir bebekten daha iyi bir ikili düşünülemez. Doğum hekimliğinin veya doğuma yardım eden tüm sağlık ekibinin amacı da bu olmalıdır. Yaptığımız iş bizleri sorumluluk sahibi yaptığı gibi ayrıcalıklı da yapıyor. Bunun farkında olarak işimizi iyi duygular içinde yapmamızın kendi eğitimiz, ekibimizin eğitimi ve toplumun eğitiminden geçtiğine inanıyo- ruz. Bilime ve bilgiye dayalı hizmeti esas alan Koru hastanelerinin doğum felsefesinin ve doğum uygulamalarınında konu edileceği bu kongrenin tüm bu amaçlara hizmet etmesi en büyük temennimizdir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here