Ana sayfa Sağlık Saadet ŞEN ÖNER Kişisel Gelişim Uzmanı Yaşam Koçu Öfke Kontrolü Hakkında Konuştuk

Saadet ŞEN ÖNER Kişisel Gelişim Uzmanı Yaşam Koçu Öfke Kontrolü Hakkında Konuştuk

449
0
PAYLAŞ

Hayatta beklentilerimiz gibi değilse yaşadıklarımız, stresin öfkeye dönüştüğünü düşünüyorum ben, bu nedenle de yaptığım eğitim tasarımlarında önce öfkeyi fark etmeyi, anlamayı, YAŞAM sonra doğru yönlendirmeyi hatta yakıta çevirmeyi, hedefliyorum.

Ateş hattında sakin kalabilmek…
Stres, Oxford İngilizce Sözlüğü tarafından gerilim ve sıkıntının yanı sıra ‘’Baskı ve gerginlik yüzünden oluşabilecek deri hastalıkları, mide ülserleri, yüksek tansiyon, baş ağrıları, sinir ve kalp krizleri’’ olarak tanımlanıyor. Stres, bazı uzmanlarca; insanın günlük hayatında başka insanlarla veya olaylarla etkileşiminde bir sorunla karşılaştığında, insan düşünce ve enerjisini bu konunun çözümünde zihnin ve vücudun, bir amaç için harekete geçmesi olarak tanımlanıyor. Hayatta beklentilerimiz gibi değilse yaşadıklarımız, stresin öfkeye dönüştüğünü düşünüyorum ben, bu nedenle de yaptığım eğitim tasarımlarında önce öfkeyi fark etmeyi, anlamayı, sonra doğru yönlendirmeyi hatta yakıta çevirmeyi, hedefliyorum. Hayat, faaliyet, canlılık varsa stres vardır. Olumsuz gibi görünse de hayatın devamı için gerekli olduğunu bile kabul etmiş durumdayım. Bir şartla. Öfkenin bizi yönetmesinden kurtulup, bizim onu yönettiğimiz sürece. Değişen şartların ve gelişen teknolojinin insanlar üzerinde bıraktığı etki, genellikle gerginlik meydana getirmektedir. Daha iyi olabilme, gelişime ayak uydurabilme, yerini koyabilme baskısı, beden ve kimya üzerinde olumsuz etkiler oluşturuyor. Çok dikkat ve enerji isteyen sektörler, uluslararası rekabet ve dengeler, bir de günlük çalışma saatlerinin yoğunluğu düşünüldüğünde; kariyerleri ve tüm ilişkilerinde başarılı, kontrollü ve sevgi dolu iletişim kurma hedefi bile, yetersiz hissettirebilir. Başkalarının bunu yapabildiğini, kendimizin yapamadığını düşünüp daha çok gerilebiliriz. Herkes ne yapmanız gerektiğini söylüyor, nasıl yapılacağını söylemiyor mu? Yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Farkındalık sağlayarak, yöntem geliştirmek; oluşan ya da oluşabilecek olumsuz stresle çatışmak yerine ondan güç almanın yöntemlerini geliştirmeyi deneyelim mi birlikte? Liderler biliyor ki günümüz iş dünyası; başarılı olmak, teknik bilgiye ve iş ustalığına sahip olmaktan daha fazlasını gerektirmektedir. İletişim ve artan çatışmalar ile baş edebilme becerileri gün geçtikçe önem kazanmakta. Hatırlayalım Mevlana’nın bilgeliğini, İşimizin en iyisi olsak da, karşı tarafın anladığı kadarız.

İş dünyası bazen tahmin edilemeyecek kadar karmaşıklaşabilir.
Başarı ile okullarını bitirdiklerinde, okullarda öğretilmeyen arena kurallarını çözmek için çırpınan gençlerin yanında, uzun süre çalıştıkları ortamda yaşanmaya başlayan krizler sonrası, sıkıntılı dönemler geçiren tecrübeli çalışanlarla, yol arkadaşlığı yaptım. Kariyerinde belli bir noktadan sonra tıkandığını hisseden birçok danışanım oldu. “Kızgın, boğulmuş, tuzağa düşürülmüş, şaşkın, hatta kapana kısılmış” sözcüklerini kullanarak koçluk almak için gelen danışanlarım, bazen çalışmak istemediklerini bile ifade ettiler. Kişiler genellikle, sürüp giden bir şikâyet olduğunda kabullenmektedir. Bazen zorlandıkları koşulların nasıl değiştirilebileceği konusunda karar veremediklerinden, bazen de nereden başlayacaklarını bilemediklerinden, eyleme geçemezler. “Eylem mutsuzluğa panzehirdir.” diyen Joan Baez’in dediği gibi harekete geçmek çözümü beraberinde getirir. Bazen CEO’nuzla (ben “En Müdür” diyorum) konuşmak, işin çerçevesine bakış açınızı değiştirmek, herhangi bir şey ama mutlaka iyi düşünülmüş bir şey yapmak gerekiyor. Liderler bilirler; geri bildirimler alarmdır, verirken de alırken de, büyük hediyelerdir.

Nasıl bir eylem?
Motivasyonu ve hareketi dengede tutabilmek için; zaman ve değişiklik kavramlarına ne kadar hakim olacak ve nasıl başa çıkabileceklerinin farkına varacak her birey, ihtiyaç duyulan beden, duygu, zihin, ruh ve kariyer hakkında gelişim sağlarken, şirket gelişimini, başarısını ve verimliliğini de etkileyecektir.Bu ulusal gelişim anlamına gelir. Bir cep telefonu ya da bilgisayar aldığınızda, kullanma kılavuzuna bakarsınız. Her beyin ayrı çalışıyor ve bu gezegene bir kılavuzla gönderilmiyoruz. Çalıştığınız ortamda patronların, ekibinizin, müşterilerinizin ya da laf aramızda özelinizdeki kişinin anladığı dili bilmek, hayatı oyun alanına çevirebilir. Zaman darlığına düşen kimse hep çatışma ortamında engellerle boğuşur hissine kapılır. Farkında olarak zamanı kontrolde tut- mak için şimdi ve şu anda olmanın önemi üstünde durularak, tükenme noktasına gelme- den; tavır, tutum ve davra- nışların nasıl kontrol altına alınabilineceği üstünde çalışalım.

Öfke…
İnsanın bedenini, kim- yasını, düşüncesini, aklını yakan şey. Gözlere perde iner, kulaklara da. Elini kolunu tutarlar hissetmezsin bile. Nasıl da tatlıdır, hele tam öfkenin ortasında iken vazgeçilmez, dönülemez, durdurulamaz. Nasılda güçlü, büyük hissettirir insana. Bitmez tükenmez bir sel gibi… Mutlaka haklıyız- dır, mutlaka bir haksızlık vardır, mutlaka şimdi müdahale etmek lazımdır.

Bildiğimiz önemsediğimiz değerlerin yıkılmasına izin mi vereceğiz yani?
Ne yapmak gerekirse onu yapacağız. Kırmak, dök- mek, vurmak, acıtmak, bağırmak, fırlatmak… Nerden bakılsa yıkım. Ya sonra? Sonra büyük bir enerji geçen beden perişan, yorgun, bitap, kafa karışık, pişman. Zarar, nerden baksan

zarar. Daha çok kendine kızgın, “ bu ne akıl” diye ama sorumlu suçlu da çoktur hani… Üstelik o enerjide (öfke güçlü bir enerjidir) yok olan sinir hücrelerinin, bedende geri yapılamayan, yapılandıramayan hücreler olduğunu söylüyor uzmanlar. Yaşamsal organların (beyin, kalp, damar, böbrek, mide, bağırsak diş) gördüğü zarar cabası Bedeninizin tam ortasında (iman tahtası altında- göbek deliği üstünde) daire şeklinde bir delikten akıp gitmiş tüm enerji, denge, sağlık, iletişim, dinginlik… Hiçbir hastalığın, hiç kimsenin veremeyeceği kadar ağır bir hasarı vermişizdir kendimize, bağışıklık sistemimize, öz saygımıza, geleceğimize… Güzel atalarımız bu yüzden demişler: “Öfke baldan tatlıdır.” ve eklemişler “Keskin sirke küpüne zarar.” , “ Yedi cihan bir araya gelse insanın kendine ettiği zararı yapamaz.” diye Örneğin Hz. Ali “Öfke bir çeşit deliliktir. Çünkü sahibi sonra pişman olur. Eğer pişman olmuyorsa, deliliği daha da pekişmiş demektir.” diyor. Herkes “Sakin olmalısın, sinirlerine hâkim olmalısın, öfkelenmemelisin, bağırmamalısın…” diyor. Ve fakat bunu nasıl yapacağımızı söylemiyor. Ben “NASIL” kısmı ile ilgileniyorum. Nörobiyologlar, nöropsikologlar, nörofizyologlar araştırı- yor ben de takip ediyorum. 3D Dinamiği olarak tanımladığım noktada birleşiyoruz. Yani Duygu-Düşünce-Davranış bileşeni içinde fark edip, yön verebilirsek ateş hattında sakin kalabiliyoruz.
– Yani Öfkeyi sakinliğe dönüştürmek mümkün mü?
– Biraz çaba ve farkındalıkla öfke anlarını ve uzunluklarını azaltabiliriz.
– Her zaman ve herkes için mümkün mü?
– Emek verenler için daha kolay olabiliyor.
– Yok etmek mümkün mü?
– Öfke de bir enerji ve enerji yok edilemez, dönüştürülebilinir. Gücü sayesinde de çok iyi bir yakıttır. Öfke gerektiği için orada. Gerginlik “stres” diyor tüm dün- ya, olmaz ise olmaz. Kuzey ülkelerinde gecegündüz sıcaklık farkı az (çok uzun gündüz, çok uzun geceler var) bu nedenle sebze ve meyveler strese girmedikleri için tatları, renkleri, besin değerleri; sıcaklık farkından strese giren sebze ve meyvelerinkine göre daha az. Stres, gerginlik, öfke adına ne derseniz deyin, bizim yönetebileceğimiz kadarı lazım bu bedene. Dünya bugün çağın hastalığı diyor Stres’e. O sizi değil, siz onu yönettiğinizde duygu –düşünce- davranışlarınızı geliştirici bir öğretmen aslında.

Bu arada yediklerimiz içtiklerimize de dikkat, kimyamızı etkilerler…
Bakın bugün başarılı olmuş iş adamlarına, sporculara, sanatçılara ortak noktaları, hayatlarının kendilerine gümüş tepsiler içinde sunulmuş olmaları değil, mücadele azimleri ile büyük gerginlikleri yönetebilmelerindeki kararlılıktır. Ayrıca hatasız insan olmadığına göre öfkelendirecek davranışlarımız ve başkalarının da davranışları olacak. Ayrıca biz şirketimizdeki çalışma arkadaşlarımız ile hatasız bölgeleri tespit etmiştik çok uzun zaman önce. İstanbul için hatasız bölgeler: Zincirlikuyu, Karaca Ahmet, Eyüp Sultan Mezarlıkları. Buralarda hiç hata yok. Hiç kimse, hiç bir şey yapmıyor çünkü. Peki, nasıl gelişeceğiz? En tabii yol denemek. Bilgenin dediği gibi tıpkı “Hatasız kul ya doğmadı ya da öldü.” Hata yaşam, gelişim belirtisi. Araştıranlar bilir, hayatımızı kolaylaştıran birçok keşif, hatalı sonuç olarak var oldu Biz bu gezegene öğrenmeye geldiysek eğer, şimdi hatalardan ders çıkartıp aynı hataları yapmama zamanı. Hata olunca, istediğimiz bir sonuç için, bir daha ki sefere neyi farklı yapacağımızı fark etmeye, öğrenme diyoruz biz. Aynı hatayı defalarca yapıyorsak değiştirmemiz gerenken bir şey var demektir. Değiştiremediğimiz için öfke duyarız çoğunlukla. Odaklanıp tanışalım lutfen, öfkenin kaynağı ile. Geçmişte birlikte çalıştığımız birçok kişi “neyi değiştirmem gerektiğini, nasıl da anlamamışım” diyor çok şaşırarak, sebebi şu, çok gözünüzün önünde. Burnunuz size o kadar yakındır ki, göremezsiniz. Bir ayna lazımdır.

Duygu- düşünce-davranış içinde birini yakalarsanız diğer ikisi takip eder.
Öfkenin bir ritmi var. Çok hızlıdır. Nefesiniz, kalp atışınız, nabzınız çok hızlı atar. Buna bağlı olarak düşüncelerde çok hızlıdır, bu nedenle de yavaş, sakin, serin düşünemeyiz. Nefesinizi kontrol altına aldığınızda, duygularınız kontrol altına girer. İşin güzeli bu düşünce ve davranışlarınızı da yola sokar, düzenler. Bedeniniz bitkin gerginse doğru şey hissettirmez, bedende omurga omuzlar doğal olduğunda bebekler gibi tıpkı dik ve rahat oturarak davranış kontrol altına girer, duygu ve düşünce de onu takip eder. Düşünceleriniz sizi mutsuz ediyorsa, gerçek değil varsayımdır: Yeterli olmadığınız, başarılı olmadığınız, sevilmediğiniz gibi. Gerçek; sizin eşsiz, tek ve değerli olduğunuzdur. İnanmıyorsanız başparmağınızın izine bakın! O sizden başka hiç kimsede yok daha önce olmadı, bundan sonrada olmayacak. Gerçek; çok sevildiğiniz için yaratıldığız, burada olmanızın bir amacı olduğudur. Gerçek şöyle söyler “hadi yapabilirsin bir kez daha dene.” Yaşadığınız buna uymuyorsa henüz, yeteri kadar denememişsinizdir. Öfkeli iken sorun kendinize; öfkenize sebep olan düşünce gerçek mi? Cevap sizi sakinleştirir.
Bu duygu ve davranışınızı düzenler.
Başkalarının hakkımızda ne düşündüğü çok önemli gibi gelir. Çocuklar bunu çok önemsemez. Üç yaşına kadar sadece dener ve çok eğlenirler. En iyi öğrenme şeklidir. Bilirler yeteri kadar denerlerse, yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Sizinde öyle! İlk yaptığınız yemeği, makyajı tıraşı, ilk araba kullanışınızı hatırlayın ve gülümseyin. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz, elinizden gelenin en iyisini yapın. Öfke kontrolünde de…

Severek yapın, deneyin ve gülümseyin…

Kimdir? Saadet ŞEN ÖNER
Kişisel Gelişim Uzmanı-Yaşam Koçu Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarında eğitimler veren iş ve siyaset çevresinde bireysel ve kurumsal koçluk yapan, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde “Kariyer Planlama” derslerine giren Öner, DB Dergi Grubu’ndan “Seninle” dergisinde yazılar yazmış, Kanal 32’de “Saadethane”, Olay TV’de “Ayna” Programlarında izleyicileri ile buluşmuştur. Halen CEM TV’de “ Yaren’ce” programını hazırlayıp, sunmaktadır. NLP Trainer olan Saadet Şen Öner, Deulcom Internatıonal [Uluslararası Eğitim Programları Geliştirme]Halkla İlişkiler eğitimi sonrası sosyal psikolog ve pedagoglar ile birlikte çalışmıştır. Eğitim aldığı Avustralyalı yazar ve Master Trainer Debra Wylde ve Ralph Watson’dan, Amerikan Yerlilerinden Master Trainer Dharma Z. Gaynes ve INLPTA’nın kurucusu ve başkanı yazar Dr. Wyatt Woodsmall’ın NLP Trainer ve Master Trainer eğitimlerinde eğitim ve lojistik asistanlıklarını yapmış, Master Trainer Dharma Z. Gaynes ile Master Practıtıoner eğitimleri vermiştir. Davranış Değişim Teknolojisi olan “Advanced Behavioral Modeling” ve “Time Line” (Zaman Çizgisi) eğitimlerini yaratıcılarından biri olan Dr. Wyatt Woodsmall’dan almış, uluslararası eğitimcinin eğitiminde baş asistanlığını yapmıştır ve Milli Takımlar için kullanmıştır. Modelleme, Davranış Kalıpları, Ennegram, Myers – Brigs, Claer Graves Modeli gibi psikolojik ve eğitimsel tipolojileri ile ilgili eğitimleri tamamlamıştır. Dünyanın en ünlü koçlarından Teri Levine’nin kurduğu ve dünyanın sayılı gruplarından “Association for Coaching” in kurumsal üyesi olan The Coaching İnstitute’nün Türkiye temsilcisi Fa Coach Academy’den “Comprehensive Coach, Life Coach” eğitimlerini almıştır. Öner, Uzakdoğu sporlarında ilk defa, Muay-Thai ve Karate Milli Takımlarında NLP uzmanı olarak görev yapmıştır. TRT ve özel kanallarda prodüktörlük, editörlük, sunuculuk ve spikerlik yapmış olan Saadet Şen Öner, New NLP ve [INLPTA] İnternational NLP Trainers Association’nın sertifikalı eğitmeni, uygulayıcısı ve danışmanıdır. Ege Kişisel Gelişim Merkezi Eğitim ve Danışmanlık’ın kurucusu Şen Öner, Vali Ali Haydar Öner ile evli olup, 18 yıldır aktif olarak eğitim sektöründe hizmet vermektedir. Verdiği eğitimlerin yanında birey, aile ve kurumsal koçluklarına, [yönetici, iş, yaşam, kariyer, para, ebeveyn, sağlık, eğitim, ilişkiler dallarında] hayır kuruluşları, yerel yönetimler, spor birimleri gibi hayatın her alanındaki danışanları ile devam etmektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here